BİR İSTANBUL DİSTOPYASI

Bir İstanbul Distopyası:

İstanbul’un Sınıfsal ve Kimliksel Dönüşümü Bağlamında Karşı-Kentler,

Folyo-Yaşamlar ve Yok-Mekanlar

Giriş

“Örtün, evet ey felaket sahnesi… Örtün artık ey şehir;

örtün ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi”

(Tevfik Fikret – Sis)

İstanbul, “ana şehir” anlamına gelen, iç içe geçmiş kent ve banliyölerden oluşan ve ülkenin siyasal, kültürel ve ekonomik merkezini oluşturan bir megapol (meterpolis) olarak adlandırıla gelmiştir. Bu tanım, hızla artmaya devam eden nüfusuyla tek başına onlarca şehrin ve birçok ülkenin toplam nüfusunu aştıgı ve merkezinin belirlenemez hale geldiği bu kentin neo-liberal politikalar bağlamında dönüşümüne ve bu dönüşümün kent yığınlarını taşımakta olduğu bir felaket öngörüsüne dikkatleri çeken ödüllü bir belgesel tarafından “ucu olmayan şehir” (ekümenapolis[1]) tanımıyla ikame edilmiştir. Nasıl adlandırırsak adlandıralım İstanbul, 1980’lerden itibaren yükselişe geçen küresel neo-liberal dönüşümün bir parçası ve nesnesi haline gelmiş durumdadır. Bu dönüşümün en somut sonucu, bir hiper-mekan olarak kentin sınıfsal ve kimliksel alt mekanlara bölünmesi ve bunların birbirlerinden keskin çizgilerle ayrıştırılmasıdır. Bu, sermaye ve iktidarın ortadaki kaostan kâr ve güç devşirme yönetimidir.

İlk olarak, Istanbul’da orta sınıflar, etrafı çevrilmiş, güvenlikli ve bir yaşam alanı olarak kendi kendine yeterli siteler içine kapalı topluluklar olarak saklanır. Amaçlanan, yoksul yığınların görünür olmadığı korunaklı folyo mekanlarda, orta sınıfların siyasal, kültürel ve ekonomik serbest tüketiminin garanti altına alınmasıdır. Ancak söz konusu olan, salt sınıfsal degil, aynı zamanda kimliksel bir bölünmedir de. Başta Ayazma, Sulukule ve Tarlabaşı olmak üzere, yıllardır kentin merkezlerinde yoksul yığınlara ev sahipliği yapan “karşı-kentler”, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında yıkılır ve hem sınıfsal hem de kimliksel olarak aşağı tutulan bu insanlar, şehrin dışına doğru zorunlu bir iskana tabi tutulurlar. Diğer taraftan, Sultanbeyli gibi mevcut iktidar ile istikrarlı bir patronaj ilişkisi geliştirmeyi başarmış başkaca mahallelerin ise yoksul kaçak kentler olarak büyümesine, en azından şimdilik, izin verilmektedir. Kent yoksullarının kent merkezinden dışlanması ile orta sınıfların güvenlikli folyo kentlere yerleştirilmesi, kent merkezlerinin tüketime yönelik olarak en baştan oluşturulmasını da olanaklı kılar. Plazalar ile iş ve alışveriş merkezleri, neo-liberal bir salgın olarak her taraftan fışkırıp kenti bir yok-mekana dönüştürür. İşte, bu makale, bu dönüşümün tarihsel ve sosyolojik arka planı üzerine bir analiz ile İstanbul’u taşıdığı gelecek üzerine bir tahayyül denemesidir.

  • Makalenin tümünü okumak için içinde yer aldığı  “Göç, Kentleşme ve Aidiyet Ekseninde Esenleri Anlamak” adlı kitaba bakınız: sehirdusunce.com

Atıf: Özcan, Ahmet (2012). “Bir İstanbul Distopyası: İstanbul’un Sınıfsal ve Kimliksel Dönüşümü Bağlamında Karşı-Kentler, Folyo-Yaşamlar ve Yok Mekanlar”, (içinde) Murat Şentürk (ed.), Göç, Kentleşme ve Aidiyet Ekseninde Esenleri Anlamak, İstanbul: Esenler Düşünce Merkezi, s. 105 – 128.

SAMSUNG


* Bu makaleyi kaleme almam konusunda beni teşvik eden GENAR Baskanı İhsan Aktaş’a, İstanbul’un dönüşümü konusundaki duyarlılıklarıyla düşünsel evrenimi genişlemeye zorlayan mimar Buket Kaya ve Ulaş Ataseven’e ve yazdıklarımı sil baştan düşünmemi sağlayan yorumlarından ötürü Stavriani Zervakakou’ya teşekkürü bir borç bilirim.

[1] Bakınız: ekumenapolis.net

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s