EŞKIYANIN ‘ADİ’ ŞİDDETİNİN SİYASALLIĞI VE YASA YAPICI MİRASI

III. Son Kürt Eşkıyalığı, Göçerler ve Merkezileşme

Türkiye’nin Kürt meselesinin tarihi, erken Cumhuriyet dönemi gerçekleşen, Koçgiri, Şeyh Said ve Dersim başta olmak üzere, çeşitli Kürt ayaklanmaları ile başlar. Bu ayaklanmaların mümkün olan en sert şekilde bastırılmasından 1960’ların sonunda DDKO ile başlayıp PKK’nın tekeli ile sonuçlanacak örgütlü Kürt hareketlerinin doğuşuna kadar, Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde sanki bir sessizlik ve hareketsizlik dönemi yaşanmıştır. Diğer bir deyişle, 1950’lerde kitlesel bir olgu olarak yeniden ortaya çıkan, 1960’larda doruğuna ulaşan ve 1970’lerin sonunda örgütlü Kürt hareketlerinin ortaya çıkmasıyla adeta birdenbire yok alan son Kürt eşkıyalığı, Türk ulus-devlet kurma projesinde sahip olduğu birincil konum, bölgeyi dönüştüren iktidar ilişkilerinde oynadığı merkezi rol ve kendisinden sonra gelen örgütlü hareketlere miras bıraktığı yasa yapıcı şiddetin anlamına rağmen, Kürt meselesi üzerine olan mevcut literatür ve tartışmalarda yer bulmaz. Son Kürt eşkıyalarının “adi” suçlarının hangi anlamda olağanüstü ve siyasal olduğu sorusu üzerinden bu çalışma, yalnızca Kürt meselesinin modern tarihindeki görmezden gelinen bu otuz yıllık boşluğu doldurmayı değil, ama aynı zamanda Kürt meselesinin yasa koruyucu ve yasa yapıcı şiddetlerin çatışması üzerinden nasıl belirlendiğini de gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. İşte,1950 ile 1980 arası son Kürt eşkıyalığı konusunda devam eden ve doktora tezimin başlangıç aşamasını oluşturan bu araştırma, yukarıda yapılan literatür eleştirisini ve sosyal ve karşı-sosyal eşkıya tartışmasının ötesinde eşkıyanın “adi” suçunun yasa yapıcı niteliğini doğrulayan sonuçlara ulaşmıştır.

Kebikeç Sayı 34

1950 ile 1980 arası dönemde, Milliyet gazetesinde eşkıyalık üzerine olan haber, röportaj ve köşe yazılarının metin analizi sonucunda aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır[1]:

  1. Türkiye’de 1950 ile 1980 arasında gerçekleşen eşkıyalık olaylarının büyük bir çoğunluğu, Kürt bölgelerinde gerçekleşmiştir.
  2. Eşkıya olayları üzerine yapılan haberlerin sıklığı, 1950’lerde Kürt bölgelerinde yeniden doğan Kürt eşkıyalığının 1960’larda bölge içi bir salgına dönüştüğü ve 1970’lerin sonlarında neredeyse birdenbire yok olduğuna işaret etmektedir.
  3. Dönemin yazılı basınının tartıştığı temel “bilmecelerden” biri, köylülerin hem eşkıyaları şikayet etmesi hem de desteklemesidir.
  4. Yazılı basında devlet, eşkıyalık ile mücadelede, istekli ama yetersiz bir güç olarak çizilmiştir.
  5. Devlet, Kürt eşkıyalığı ile mücadelede iki temel siyaset yürütmüştür:

– Bölgedeki silahlı güçlerin kuvvetlendirilmesi, askeri operasyonların arttırılması ve özel komando birliklerinin oluşturulması ile

– Bölge halkının silahsızlandırılması.

6- Eşkıya ile mücadele adı altında gerçekleştirilen komando operasyonları kapsamında, göçebe köylere yönelik sayısız baskın düzenlenmiş, bu baskınlar sırasında köylüler, sistematik bir baskı ve aşağılama siyasetiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Bu bulgular, yukarıda genel hatları ile çizilen teorik bakış açısı ve Türkiye’nin Kürt meselesi tarihi açısından değerlendirildiğinde dört temel sonuca ulaşılmaktadır:

i. Devletin siyasal seçkinleri için, eşkıyalığı münhasıran doğuran Kürt göçebeliği (nam-ı değer göçerler), Türk ulus-devlet kurma projesi önündeki birincil engel olarak algılanmıştır. Şakiliğe karşı alınan önlemler üzerinden devletin yasa koruyucu şiddeti, “gerici Osmanlı toplumunun son kalıntıları” olarak gördükleri göçebe Kürt topluluklarını tasfiye etmeye yönelmiştir. Merkezi yönetimin her türlü düzenlemesine direnen doğal örgütlenmesi ve Yezidilik, kaçakçılık ve namus cinayeti başta olmak üzere ulus-devlet kurma projesi açısından marjinal özellikler barından sosyal yapısıyla göçerler, eşkıya olmalarına gerek kalmadan, kendiliğinden birer sosyal isyancı haline gelmişlerdir. Ancak, merkezi yönetimin Kürt göçebeliğini ortadan kaldırma süreci, bölgenin feodal yapısının tasfiyesi anlamına gelmemiş, tam tersine, göçerlerin yerini kimliksel olarak asimilasyona razı olan büyük toprak ağalığı almaya başlamıştır.

ii. Eşkıyalığın popüler kültür üzerinden dönüştürülen romantik imajının tersine, göçebe Kürt köylülerinin toplumsal hafızasında ağa düzenine karşı mücadele eden bir eşkıya imajı nadirdir. Hiçbir sekilde mutlak bir hakimiyete sahip olmayan küçük bir ağanın idare ettiği göçerler için, söz konusu eşkıyalardan (Koçero gibi) birkaçının “sosyal isyancı” kimliğine bürünmesi, “koca devlete kafa tutan” imajlarından kaynaklanmaktadır. Gerçekten de Kürt köylülerinin eşkıya miti, bütün devlet yapısını ve onun karşı konulamaz gücünü alaya almasıyla öne çıkar. Baskıcı ve zorba devletin zayıf ve aciz olduğunu dolaylı bir sekilde bile olsa göstermeyi başaran eşkıyaların “adi” suçları, böylece yerel köylüler için olağanüstü ve siyasal bir kimliğe bürünür.

iii. Bir yandan, hem eşkıyalık hem de onu doğuran Kürt göçebeliği, devlet seçkinleri için, eski gerici toplumsal yapının modern Türk ulus-devlet kurma projesine karşı koyduğu güçlü bir tehdit olarak yorumlanmıştır. Diğer yandan eşkıyalık, merkezi gücün bölgeye nüfuz etmesi ve onu kendisi açısından “güvenlikleştirmesi” için bir paravan olarak kullanılmıştır.

iv. 1970’lerin sonunda Kürt eşkıyalığının yok oluşunun nedenleri, merkezileşme politikalarının göçebe aşiretleri neredeyse tamamen ortadan kaldırması, toprak ağalığı ve hızlı kentleşme ile sonuçlanan Kürt bölgelerinin sosyal dönüşümü ve ilk silahlı ve örgütlü Kürt hareketlerinin doğuşudur.

Son Kürt eşkıyalığı konusunda göçebe Kürt aşiretlerine odaklanan yukarıdaki araştırma, bölgeler arasında değişiklik gösteren aşiret yapılarını içerecek sekilde geliştirilmektedir. Beşikçi’nin gösterdiği gibi eşkıyalık, bazı Kürt bölgelerinde ağalık ve devlete karşı bir mite dönüşürken büyük toprak ağalığının yoğun olarak yaşandığı bölgelerde aşiretler ve ağalar arası mücadelenin doğal bir enstrümanına dönüşebilmektedir. Ayrıca, eşkıyalık ile organik bir ilişkiye sahip olduğu görülen aşiret yapısı, kaçakçılık, asker kaçaklığı, göçebelik, kan davası/namus cinayeti ve silah toplama özel olarak dikkate alınması gereken bağımsız değişkenlerdir. Yine de, son Kürt eşkıyalığının mitleştirilmesi ile eşkıyalık, “adi” şiddetinin yasa yapıcı bir yön kazanmasıyla Türk ulus-devlet kurma projesi önünde gerçek bir engel olarak belirmiştir. Tam da bu nedenle, Kürt dağlarının yeni efendileri olacak örgütlü hareketler, eşkıyanın bu yasa yapıcı şiddetine sarılacak, onların imajını miras alacaktır ve de devlet, yasa koruyucu şiddetinin karşısındaki bu yeni tehdidi başka bir isimle (“terörist”) adlandırma ihtiyacını 1990’ların sonunda küresel anlamda “öteki”nin değişmesine kadar duymayacaktır.

1980’lere kadar süren eşkıyalığın, Türkiye’nin Kürt meselesi tarihi için, bugün kıyasıya tartışılan “Kürtler, neden dağa çıktı?” sorusuna şu yanıtı verdigi düşünülebilir: “Kürtler, dağdan hiç inmedi ki, zaten hep dağdaydılar.” Yalnızca onların dağlardaki, yasanın ulaşamadığı topraklardaki (siba) varlığının nitelik ve şekli (“kendiliğinden” şakilikten örgütlü silahlı mücadeleye, yâr ve ana olarak kadından militan kadına ve ideolojik ve aşkın bir hedefe geçiş şeklinde) değişmiş, karakter ve ruhu (dağın felsefesi, devlete karşı çıkma arzusu ve yasadışı şiddetin yasa yapıcı miti) aynı kalmıştır. İşte bu anlamda, Kürt eşkıyalarının “kendiliğinden”, bireysel ve örgütsüz yapısı ile köylülerin gözünde olusan eşkıya miti, Kürt hoşnutsuzluğunu ve devletin buna verdiği yanıtı en “ilkel” şekliyle analiz etmemizi sağlamaktadır.

  • Burada, makalenin yalnızca sonuç bölümü paylaşılmıştır. Makalenin bütününü okumak ve/ya indirmek için bakınız: kebikeç

Atıf: Özcan, Ahmet (2012). “Eşkıyanın “Adi” Şiddetinin Siyasallığı ve Yasa Yapıcı Mirası”, KebikeçSayı 34, s. 7 – 23.

Yılmaz Güney Ağıt


[1] Bakınız: Milliyet Gazetesi İnternet Arşivi. Söz konusu çalışmanın ampirik gövdesini oluşturan metin, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’de Siyasal Şiddet” adı ile İletişim Yayınları’ndan çıkacak kitabın bir bölümü olarak ayrıca yayımlanacaktır. Doktora tez çalışması kapsamında söz konusu ampirik araştırma, devlet belgeleri taraması ile sözlü tarih çalışmasını da kapsayacak şekilde, halen sürdürülmektedir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s