‘GEZİ OLAYLARI’ WEBER’İN ‘DEVLETİN MEŞRU ŞİDDET TEKELİ’ TEZİNİN TAHRİFATINDAN GAYRİ İNCELENEBİLİR Mİ?

Politik Şiddetin Kavranışına Dair Bir Soruşturma:

‘Gezi Olayları’ Weber’in ‘Devletin Meşru Şiddet Tekeli’ Tezinin

Tahrifatından Gayri İncelenebilir mi?

Girizgâh

“Hukuksal bir kurumda, şiddetin gizli mevcudiyetine dair bilinç yok olduğunda, kurum da çöker.” Walter Benjamin

Gezi Olayları süresince hem Pierre Bourdieu’nün medya erbabı (fast thinker) adını verdiği televizyon kanallarının kadrolu kanaat üreticileri hem de gazete köşe yazarlarının üzerinde bir süreliğine Max Weber’in hayaleti dolaştı. “Uzmanlık” pazarlama konusunda epeyce mahir olan bu erbabın çoğunlukla sosyal bilimcilerden mürekkep olduğunu hatırda tutarsak, hayaletin bu bir hayli tahrif edilen Alman sosyolog olmasını da doğal karşılamamız gerekiyor tabii ki. Farklı disiplinlerden pek çok yazar-çizer Gezi’de cereyan eden şiddet hadiselerini analiz ederken -ismi dogrudan az anılsa da- Weber’in “devletin meşru şiddet tekeli” tezine bolca gönderme yaptı. Üç haftalık süre zarfında kanaat üreticilerinin söylem düzeneklerine kazınmış oldugunu saptadığımız bu argümantasyon kabaca şu şekilde arz-ı endam etti: Eğer devlet, egemenliğin sınırlarını çizen bir değişken ise kullandığı her türlü gücün meşruluğu son tahlilde tartışılmazdır; buna mukabil, söz konusu meşruluğa yönelmiş herhangi bir şiddet faaliyeti ise pek tabi gayrimeşrudur ve dolayısıyla “gayrimeşru şiddet” sadece topluma haizdir.

Bu önkabul ekseninde Gezi Olayını çözümlemeye soyunanlar apriorik bir bilgiçlikle Gezi’deki aktörlerin tasnifini ve olayların muhtevasını çoğu kez bu (tartışılmaya muhtaç) Weberci tezin gölgesinde tesis etti. Kimisi belirli bir konumdan meseleyi ahlaki idealizme nakşolan mefhumlar üzerinden değerlendirip, şiddet fenomeninin “radikal bir ‘yapı-kırıcı’ olarak sosyal bilimlerin en bütüncül konularından birisi olduğu” gerçeğini ıskaladı. Kimisi de şiddeti hâkimiyet mekanizmalarından azade kılan bir gerekçelendirme düzeneğine mahkûm oldu. Birinci grup kendisini şiddetin kurucu bir edim olma potansiyelini mass etmeye dönük bir çabaya hasrederken, ikinci grup da şiddetin tâli bir mesele oldugunu, dolayısıyla lanetlenmesi gerektiğini ileri sürdü.

Biz ise bu yazıda yarı-âlim tahlillerin saplanıp kaldığı Weberci argümantasyon tarzının Gezi ile ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğini tartışacağız ve Gezi’de devlet cebri ile politik şiddet ilişkiselliğinde cisimleşen şiddet hadiselerinin nasıl analiz edilebileceğine ilişkin birkaç hipotez sunacağız. Amacımız, şiddetin ortakduyusal algıda ne denli açıklık arz etse de, analitik düzeyde esnek ve belirsiz bir kavram olduğu gerçeğinden hareketle, politik şiddeti -Türkiye’de örnegine sıklıkla rastladığımız- hegemonik jestlerin indirgemeciliğinden kurtarmaktır. Çünkü şiddet herhangi bir çatışmanın niceliksel düzeyi degil, kendi dinamikleri olan niteliksel bir biçimidir.

  • Burada yalnızca Giriş kısmı paylaşılan ve Güney Çeğin ile birlikte kaleme aldığımız bu makalenin tamamını okumak için ya da içinde yer aldığı kitap için sırasıyla bakınız: academia.edu / ayrintiyayinlari.com.tr

Atıf: Özcan, Ahmet ve Güney Çeğin (2014). “Politik Şiddetin Kavranışına Dair Bir Soruşturma”, (içinde) Vefa S. Öğütle and Emrah Göker (der.), Gezi ve Sosyoloji: Nesneyle Yüzleşmek, Nesneyi Kurmak, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, s. 149-157.

gezi-ve-sosyoloji

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s