Burke’ü Oku(yama)mak

Immanuel Kant’ın insanlığın olgunluk çağına geçiş aşaması olarak betimlediği Aydınlanma, ‘bilmeye cesaret et!’ (sapare aude!) şiarıyla başlamıştı (1991: 54); ama, bildiği ya da bildiğini sandığı dünyaya yönelik gittikçe daha kibirli hale gelen bu özgüven, Fransa’da tarih sahnesine henüz çıkan ‘halk’ın (le peuple) devrimini, kısa sürede, çok genç ve çok hırslı hatiplerin teatral performanslarının liderliğindeki donsuz (sans-culotte) güruhların giyotin festivallerine dönüştürecektir. Edmund Burke, 1790 yılında, yani Kant’ın Aydınlanma Nedir Sorusuna Bir Yanıt adlı metni yayımlandıktan yalnızca altı yıl sonra, böyle bir devrime karşı çıktığı ve onun, çok daha büyük çaplı, yıkıcı ve soğukkanlı bir dönüşümün habercisi olduğunu duyurduğu aşağıdaki satırları yazdığında, henüz ne Fransa Kralı XVI. Louis idam edilmiş ne de Fransa Kraliçesi Marie Antoinette, vatana ihanetten ensest sapkınlığa kadar birçok suçlamadan ölüme mahkum edilerek Paris sokaklarında taşlanmış ve bir kutlama eşliğinde giyotinde can vermişti:

“O zaman veliaht eşi olan Fransa kraliçesini Versailles’da gördüğümden beri on altı ya da on yedi yıl oluyor ve onun zar zor dokunur gibi olduğu bu göz küresine daha nefis bir imgelem asla takılmamıştı. Onu ufkun hemen üstünde gördüm, henüz taşınmaya başladığı yüce kubbeyi dekore eder ve neşelendirirken––sabah yıldızı gibi; yaşam, görkem ve neşe dolu pırıldarken. Ah! ne devrim! ve o yükseliş ve o düşüşü duygusuz düşünmem için sahip olmam gereken ne kalp! (…) Yiğit adamların ulusunda, şerefli adamların ve şövalyelerin ulusunda ona rastgelen böyle felaketleri görmek için yaşamam gerektiğini hayal etmezdim. Onu hakaretle tehdit edecek bir bakışın bile intikamını almak üzere on binlerce kılıcın kınlarından fırlayacağını düşünürdüm. Ama şövalyelik çağı kapandı. Sofistlerin, ekonomistlerin ve hesapçılarınki kazandı ve Avrupa’nın ihtişamı sonsuza kadar söndürüldü. Rütbe ve cinsiyete yönelik o cömert sadakati, o mağrur teslimiyeti, o vakur itaati, esarette bile yüce bir özgürlük ruhunu canlı tutan kalbin o tabiiyetini asla, artık asla seyreylemeyeceğiz. (…)”[1] (Burke, 1987: 66)

modus operandi

‘Akıl çağı’nın Fransız Devrimi’yle birlikte ete kemiğe bürünmesi, Eski Rejime (Ancien Régime) ait olan her şeyi histerik bir saplantıyla ortadan kaldırması ve dünyayı değerleri tartışılamaz soyut ilkeler (Liberté, Égalité, Fraternité) ve tarihsel bağlamlarından koparılmış evrensel haklar üzerinden kanla yeniden yaratmasına Burke’ün bir yandan kendine özgü felsefi-romantik bir söylem bir yandan da Aydınlanma düşüncesinin içeriden[2] bir eleştirisiyle meydan okuması karşısına, bu ‘akıl çağı’nın filozofları ve yazın insanları çıktı. Paris’teki devrimin Londra’daki savunucularını temsilen Burke, Dr. Richard Price’ın Ülkemize Duyduğumuz Sevgi Üzerine Söylev’ini (1789) hedef almıştı. Buna karşılık, Price’ın çevresinde oluşmuş basta Joseph Priestley, Mary Wollstonecraft ve Thomas Paine’den oluşan ‘radikal’ entelektüel halka, Burke’ü insanlığın düşmanı bir gerici olarak ilan etmekte gecikmedi. Price, Söylev’inin ikinci baskısında Burke’ü tutarsızlık ve gericilikle suçlarken Thomas Paine, Burke’ün Düşünceler’ine (1790) karşı bir yanıt olarak kaleme aldığı ve kısa sürede Aydınlanma düşüncesinin bir kutsalına dönüşecek İnsan Hakları (1792) kitabında, onu ezilenlerin düşmanı bir gerici ve onun Amerikan Devrimi’ni destekleyip Fransız Devrimi’ne karşı çıkmasına atıfla tutarsız bir ikiyüzlü olmakla itham etti:

“Bay Burke, dünyadaki tüm Hükümetlere iltifat etmelidir; bu sırada, onların altında ıstırap çeken kurbanlar, ister köle olarak satılsın isterse iskenceyle yok edilsin, bütünüyle unutulmuşlardır.” (Paine, 1894: 286)

Onun İngiltere ile Fransa’nın artık düşman ülkeler olmayacağından korkarak Fransız Devrimi’ni yerini sağlama almak için kişisel bir fırsat olarak gören bir ikiyüzlü olduğuna inanan Paine gibi (1894: 271), Devrimin 1793’te kendi öz-tanımlamasıyla ‘terör dönemi’ne girişinden sonra karamsarlaşacak olan Wollstonecraft, Düşünceler’e karşı bir yanıt olarak yazdığı ve hızla ünlenmesini sağlayan İnsan Haklarının Bir Savunması (1790) adlı eserinde, Burke’ü İngiliz siyasal sistemi tarafından yozlaştırılmış yaşlı ve kafası karışık bir siyasetçi, aklı yerine duygularına yaslanan bir sentimentalist ve ayrıcalıklıları kayıran bir sahtekar olarak tasvir ediyordu. Aksi takdirde Wollstonecraft’a göre, Burke’ün savunulması imkansız olan tezlerine körü körüne inanmak gerekirdi:

“Antikitenin pasına hürmet edecekmişiz (…) ve şayet bazı hatalar keşfedersek, duygularımız bizi (…) kadim günlerin saygıdeğer eserlerini (…) kör bir aşkla mazur görmeye götürecekmiş.” (Wollstonecraft (içinde) Conniff, 1999: 306)

Radikal romancı Robert Bage ise Burke’e yönelik bu saldırı furyasına, yazarın yukarıda verilen satırlarını Aydınlanma düşüncesinin vasat bir metnine dönüştürerek katkıda bulunmuştur:

“Ön yargı ve tutkunun imparatorluğunu geri getirmeye cüret eden adamı cezalandırmak için on binlerce kalem, hokkalarından fışkırmalıdır. Şövalyelik çağı, şükürler olsun, kapandı. Gerçeğin ve aklın çağı basladı ve o, ayaktakımı ve piskoposlara rağmen olgunluğa erişecektir. Yasa – etkin, yenilmez intikam alan yasa, burada gezgin şövalyedir. (…)”(Bage (içinde) Kramnick, 1983: 190)

Benzer bir yöntemle Priestly, Düşünceler’in en vurucu paragraflarından birini dönüştürerek Burke’ü önyargının filozofu olarak resmetmiştir:

“Bağrınıza basın o zaman onları (önyargıları), beyefendi, ne kadar isterseniz. Önyargı ve hata, şimdi yükselmiş olan güneşin etkin bir şekilde dağıtacağı bir sistir yalnızca. Tıpkı masaldaki köylünün paltosuna yaptığı gibi, sıkı bir şekilde tutun onları üzerinizde; aynı güneş, ışınlarının sıcaklığından daha fazla bir şiddet kullanmaksızın sizi, onu fırlatıp atmaya mecbur bırakacaktır, elbette siz onun altında terlemeyi ve daha serin ve daha az yüklü arkadaşlarınızın alaylarını yüklenmeyi tercih etmezseniz.” (Priestley (içinde) Kramnick, 1983: 190)

Burke’ün Düşünceler’inin ‘sahtekarlık’, ‘ikiyüzlülük’, ‘gericilik’ ve ‘fırsatçılık’ olarak okunması, yalnızca yazarın kendi çağdaşlarıyla sınırlı kalmadı ve bu okuma, 18. Yüzyıl’dan 19. Yüzyıl’a taşındı:

“Tıpkı, Amerika’da karışıklıklar başladığı zaman, Kuzey Amerika sömürgelerinin hizmetinde, İngiliz oligarşisine karşı liberal rolünü oynadığı gibi, İngiliz oligarşisinin hizmetinde de bu dalkavuk, Fransız devrimine karşı romantik övgüler[3] düzmüş bir vülger burjuva idi. ‘Ticaretin yasaları, doğanın yasalarıdır ve bu nedenle, Tanrı’nın yasalarıdır.’ (E. Burke, I.c., s. 31, 32.) Bu adamın, Tanrı ile doğanın yasalarına sadık kalarak kendisini daima en iyi pazarda satmasına hiç şaşmamak gerekir.” (Marx, 1978: 655, dipnot: 65)

Marx’ın devasa üretimi içerisinde, Edmund Burke’ün siyasal düşüncesi üzerine, yalnızca Kapital’in Birinci Cildinde yüzlerce dipnot arasında rastgelen ve kişisel saldırı düzlemini zar zor geçen yukarıdaki ‘vülger’ yorumu bulmaya şaşmamak gerekir. Burke’ün Ingiliz yasama dilinden ekonomi politiğinkine geçen ‘yoksul emekçi’ (labouring poor) terimini “iğrenç politik ikiyüzlülük” olarak tanımlamasından hareketle onu “iğrenç politik esnaf” (1986: 655, dipnot: 65) ya da onun Fransız devrimcilerine yönelik kullandığı terminolojiyi kendisine çevirerek “ünlü sofist ve dalkavuk” (1986: 285) olarak aşağılayan Marx için temel mesele,

“bugün egemen olan ve ‘ticaretin yasalarına’ büyük bir sadakatle bağlı bulunan rezilce karakter yoksunluğu karşısında, kendisinden sonra gelenlerden tek bir şeyde, ‘yeteneklilikte’ farklı bulunan bu Burke’leri teker teker teşhir etmek”ti. (Marx, 1986: 655, dipnot: 65)

O halde, Amerikan Devrimi’ni destekleyip Fransız Devrimi’ne karşı çıkmayı bir çelişki gibi sunan ve onun tüm siyasal düşüncesini (doğası ve Tanrısıyla birlikte) kişisel yükselme hırsını saklayan bir örtüye ve bayağı bir serbest piyasa savunusuna indirgeyen Marx için Burke, bir sahtekardan başka bir şey olamazdı. Oysa, Aydınlanmanın ilk (romantik ve içeriden bir) eleştirisini sunan Burke’ün siyasal düşüncesinin Aydınlanmanın kendisinden çıkan ve onun ilerlemeci ve devrimci karakterini daha da radikalleştiren Marx’ın siyasal düşüncesiyle taban tabana zıt olması, Marx’ın Burke’e karşı duyduğu bu hayli kişisel antipatinin gerçek nedeni olmalıdır. Yüce ile güzel (sublime and beautiful) arasındaki ayrıma dayanan ve 1757 yılında yayımlandığında büyük bir yankı uyandıran siyasal estetik kuramıyla henüz yirmi sekiz yaşında zaten üne kavuşmuş bulunan Burke’ün Amerikan Devrimi’ni desteklediği ve Britanya’nın Hindistan sömürge yönetim şeklini eleştirdiği siyasal hayatı tamamen eleştiriye açık olmakla birlikte, ölümünden altı yıl önce, altmış iki yaşında kaleme aldığı ve Aydınlanma düşüncesine karşı yapılmış ilk ve en esaslı meydan okumalardan biri olan Fransız Devrimi eleştirisini salt kişisel hırsa indirgemek, asıl siyasal felsefede vülgerligin karşılığı olsa gerekir.

Aslında, Fransız Devrimi’ni “sivil toplumun siyasal karakterini ortadan kaldıran”, insanı bir yandan sivil toplumun egoist ve bağımsız bir üyesine diğer yandan da devletin bir vatandaşına dönüştüren ve bu nedenle insani bir kurtuluşla tamamlanması elzem olan siyasal bir kurtuluş olarak değerlendiren Marx (1988: 114-115), Burke’ün siyasal düşüncesinin tam karşısında yer aldığının farkındaydı. Bu nedenle, Burke ile Marx’ın yazılarında ileri sürülen benzer savlar, tamamen ters amaçlarla ve ters hedeflere yönelik olarak formüle edilmiştir. Örnegin, Burke soyut ‘insan hakları’ kavramsallaştırmasını hakların tarihselliği ve özgüllüğü ile eleştirerek ‘insan’ kavramını yerelleştirirken (1987: 28) Marx, insan hakları tarafından korunanlardan (din, mülkiyet, ticaret vb.) nihai özgürleşme ile bireysel insanın evrenselleşip bir ‘cinsil-varlık’ olmasını vaaz etmekteydi. (1988: 114-115)

Oysa, Burke’ün değiştirerek muhafaza etmeyi telkin eden (kendi tanımlamasıyla) ‘basiretli’ (prudential) siyasal felsefesi[4], Aydınlanma çağı ile başlayan her türlü devrimci teori ve pratiğe bir meydan okumayı oluşturduğundan radikal değişim taraftarı Marksizmin bir Burke sorunu hep olagelmiştir. Ayrıca, 20. Yüzyıl’da Burke yalnızca ‘gerici bir filozof’ olarak değil, aynı zamanda en az bunun kadar yanlış bir okumayla ‘burjuva toplumunun düşmanı’ olarak görüldüğünden Marksizm, Burke’le ‘ortak düşman’ üzerinden yakınlaşma yoluna da gitmiştir. Bu anlamda Harold Laski, Burke’ün siyasal düşüncesine ‘kapitalist toplumun bir eleştirisi’ olarak değer gösteren ilk Marksist düşünürdür. Burke’ün düsüncelerinde tamamen samimi olduğuna inanan Laski, bir yandan Burke’ün gelenek savunusunun kapitalist toplumun yıkıcı eğilimlerini kavramasına yol açtığını iddia ederken onu David Hume[5] ile birlikte Aydınlanma düşünürlerinin arasından öne çıkaran bütün özgül tezlerini (aklın eleştirisi, önyargı övgüsü vb.) birer hata olarak dışlamaktan da geri durmamıştır. (Kramnick, 1983: 200, 1996: 138) Marks’ın Burke üzerine kısa ve öz tezini savunmak ve Marksizmin Burke sorununu kati olarak halletmek üzere, Burke’ün siyasal düşüncesini ilk kez kapsamlı ve derinlemesine ele alan Marksist ise hocası Laski’nin tezini reddeden öğrencisi C. B. Macpherson’dır. Düşünürün Fransız Devrim eleştirisinin gölgesinde kalmış diğer çalışmalarını öne çıkaran Macpherson, Burke’ün kapitalist topluma teorik bir saldırı düzenlemek şöyle dursun, geleneksel hiyerarşik toplumu, serbest piyasanın hizmetine sunduğunu ve böylece, doğmakta olan kapitalist sisteme eski baskı ve itaat araçlarını takdim ettiğini iddia etmiştir. (1962, 1983) Her ne kadar Macpherson, Burke’ün serbest piyasaya olan inancını ifşa etmeyi başarsa da, Aydınlanma felsefesini eleştiren diğer savlarının yalnızca bu inanca hizmet ettigi şeklindeki tezi, fazla-gerilmiş görünmektedir.

Yine de, Burke’ün siyasal düşüncesinin en zorlu olumsuz okuması, 20. Yüzyıl’ın en yenilikçi tarihçilerinden biri tarafından gerçekleştirilmiştir. 18. Yüzyıl İngiliz siyasetinde düşünce ve ideallerin rolünün son derece pozitivist bir eleştirisini sunan, siyasetin düşünceler üzerinden değil çıkarlar üzerinden işlediğini savunan ve Lord Macaulay, W. E. H. Lecky, G. O. Trevelyan ve G. M. Trevelyan gibi geleneksel tarihçilerin tüm tezlerini dayandırdıkları Whig ile Tory ayrımını reddederek İngiliz siyasetini prosopografi (kolektif biyografi) yöntemiyle deşifre etmeyi amaçlayan Namierizmin kurucusu Lewis Bernstein Namier, Burke’ün tüm üretimini ustaca bir sahtekarlık ve siyasal şarlatanlık olarak yorumlar:

“Neredeyse iki yüz yıldır ölçüsüz bir şekilde hayranlık duyulan ve en bol miktarda alıntılanan Burke’ün yazıları, bu adam ile okuyucuları arasında fevkalade bir yanılsama olarak durmaktadır. (…) Algılarının eğilimi incelendiğinde o, çoğu zaman, kötü bir gözlemci olarak ve (…) tahayyülünün uydurmalarını yalnızca uzaktan bağlantılı olduğu gerçekliğin yerine ikame ederken bulunacaktır.” (Namier (içinde) Kramnick, 1983: 199)

Yalnızca onu sahtekarlıkla itham eden Namier tarafından degil, aynı zamanda onun siyasal düşüncesini bir hayli önemseyen 18. Yüzyıl İngiliz tarihçisi J. G. A. Pocock tarafından da, Burke’ün tacın sahibi III. George ile gizli Tory danışmanları arasında anayasa ve Whiglere yönelik ‘çifte kabine’ (double cabinet) olarak adlandırdığı bir komplonun ya da Fransız Devrimi ile başlayan değişim rüzgarının arkasında devrimci yazın insanları ile finansal spekülatörler tarafından yürütülen bir entrikanın olduğu konusundaki savları tarihsel birer hata olarak not edilmektedir. (Kramnick, 1983: 198) (Burke, 1987: xxiii) Yine, özellikle Düşünceler’de temel önemde olan ‘kadim anayasa’ kavramsallaştırması, 18. Yüzyıl İngiliz siyasal tarihinin Whig yorumunun klasik bir argümanı iken feodal (landed) ve ticari (commercial) çıkarların uyumu konusundaki tezi yine dönemin egemen siyasal inancının bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. (Burke, 1987: xix) Ancak, yazarın metinlerinde ne yukarıdaki gibi komplo teorilerine dayanan tarihsel hataların bulunması ne de dönemin bugün geçersiz olduğu görülen bir takım siyasal argümanlarının kullanılması, Burke’ün siyasi görüşlerini değersiz kılar. Siyasal teori ile siyasal tarih arasındaki bu organik iliski gözetildiği müddetçe Düşünceler, Aydınlanma felsefesinin tam kalbine bizzat onun araçlarıyla yapılan ve kendi iç çelişkileri ve sınırlamaları olan teorik bir saldırı niteliğindedir ve tam da bu niteliğiyle Burke’ün siyasal düşüncesi, hakkaniyetli bir yeniden okumaya sahip olduğu bütün iyi ve kötü üne rağmen muhtaç gözükmeye devam etmektedir.

Atıf: Özcan, Ahmet (2015). “Burke’ü Oku(yama)mak”, Modus Operandi, Sayı 1, Mart, s. 271-277.

James Gillray - The Zenith of French Glory: The Pinnacle of Liberty (1793)
James Gillray – The Zenith of French Glory: The Pinnacle of Liberty (1793)

KAYNAKÇA

BURKE, Edmund (1987), Reflections on the Revolution in France (1790), Indianapolis/Cambridge: Hackett Publishing Company.

CONNIFF, James (1999), “Edmund Burke and His Critics: The Case of Mary Wollstonecraft”, Journal of the History of Ideas, Sayı 60, No. 2, s. 299-318.

KANT, Immanuel (1991), Political Writings, “An Answer to the Question: What is Enlightenment (1784)”, H. S. Reiss (ed.), H. B. Nisbet (çev.), Cambridge: Cambridge University Press, 2. Baskı.

KRAMNICK, Isaac (1983), “The Left and Edmund Burke”, Political Theory, Sayı 11, No. 2, s. 189-214. – (1996), “Liberalism, Marxism, and the Enlightenment: The Case of Harold Laski”, (içinde) Bernard Yack (ed.), Liberalism without Illusions, Chicago: The University of Chicago Press.

MACPHERSON, C. B. (1962), The Political Theory of Possessive Individualism: Hobbes to Locke, Oxford: Clarendon Press – (1983), Burke, Oxford: Oxford University Press.

MARX, Karl (1986), Kapital: Kapitalist Üretimin Eleştirel Bir Tahlili (1867), Alaattin Bilgi (çev.), Istanbul: Sol Yayınları, Birinci Cilt, (düzenleyen) Eriş Yayınları, 2003. – (1988), ‘On the Jewish Question’, (içinde) Françoit Furet, Marx and the French Revolution, Deborah Kan Furet (çev.), Lucien Calvié (ed.), Chicago/London: The University of Chicago Press.

MCCLELLAND, J. S. (1996), A History of Western Political Thought, New York: Routledge.

ÖZCAN, Ahmet (2011), Edmund Burke, the French Revolution and the Enlightenment, Saarbrücken: Lap Lambert Academic Publishing.

PAINE, Thomas (1894), The Writings of Thomas Paine, Cilt. 2, 1779-1792, Moncure Daniel Conway (ed.), New York: G. P. Putnam’s Sons, Liberty Fund, 20.01.2015,  libertyfund.org

PRICE, Richard (1789), A Discourse on the Love of Our Country, London: T. Cadell, Liberty Fund, 20.01.2015, libertyfund.org


NOTLAR

[1] Bu ve bundan sonraki tüm alıntılar, İngilizce asıllarından yazar tarafından çevrilmiştir.

[2] Burke’ün nasıl okunması gerektiğinden ziyade, onun nasıl okunamadığı meselesine eğilen bu makale, düşünürün özellikle Fransız Devrimi Üzerine Düşünceler adlı eserinin çeşitli olumsuz okumalarına odaklandığından, onun siyasal düşüncesinin etraflı bir analizini içerme niyetinde değildir. Böyle bir analiz içeren, Burke’ün Fransız Devrimi üzerine savunduğu tezleri, Aydınlanma düşüncesinin içeriden bir eleştirisi olarak okuyan yazarın Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde yazdığı yüksek lisans tezinin basılmış hali için, bknz: (Özcan, 2011)

[3] Burada ‘övgüler (düzmüş)’ olarak İngilizceden hatalı çevrilmiş ‘laudator temporis acti’, aslında ‘geçmiş zaman övücüsü (rolünü oynamış)’ olarak çevrilmeliydi.

[4] “Birtakım değişim araçları olmayan bir devlet, kendini muhafaza etme araçlarından da yoksundur.” (Burke: 1987: 19)

[5] Burke ile Hume arasında böyle bir teorik ilişki kuran değerli bir metin için, bknz: (McClelland, 1996: 402-424)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s